Hilafet Meselesi

29 Haziran 2014’te IŞİD lideri Ebu Bekir Bağdadî kendisini halife ilan etti. Bu vesileyle konuyu ele almakta fayda var. Türkiye’nin gündemine zaman zaman girip çıkan bu mesele, tarih kitaplarının tozlu sayfalarında değil, güncelliğin içinde canlı bir konu olmasından dolayı özel bir önemi hak ediyor. Sadece bunun için değil; asıl ve aynı zamanda savunan veya karşı çıkan tarafların temel varsayımlarındaki çürüklüğü göstermesi bakımından önemli. Bir efsanenin döne dolaşa nasıl tartışılmaz bilgiye dönüştüğünün mükemmel örneklerinden de biri.

***

Genellikle İslamcı ve İslamcı-milliyetçi cenahta bulunan hilafet tarafdarlarına göre, bu makam, bütün Müslümanların dini ve siyasi önderlik makamı. Batılı emperyalistlerin entrikaları ve saldırganlıkları sonucu Osmanlı’nın yıkılışıyla İslam dünyası başsız kalmış durumda ve bugün İslam dünyasının karşı karşıya kaldığı sorunların temelinde de bu başsızlık ve sahipsizlik yatıyor. Papa Hristiyanların lideri ve kimse bunu yadırgamıyor ama konu Müslümanlara gelince bir çifte standard işliyor. Hal siyasi yönden böyleyken, dinen de Müslümanların bir halifesinin bulunması zorunluluk.

Genellikle Kemalist veya seküler cenahta bulunan hilafet muarızlarına göreyse, hilafet modern bir devlette bulunamayacak, çağdaş değerlerle bağdaşmayan arkaik bir kurum ve geri kalmışlığın, gericiliğin sembolü. Mustafa Kemal bu gerici kurumu ortadan kaldırarak Türkiye’nin medenileşmesine büyük bir hizmette bulunmuş oluyor. Tarihte belki faydalı ve varlığı haklı bulunabilecek bir makamdı; fakat artık değil.

***

Dikkat edilirse, Hz. Muhamed’den Dört Halife’ye, onlardan Emevilere ve Abbasilere, oradan da Osmanlılara geçmiş hilafet diye bir makam olduğu, her iki tarafın da sorgulanmaksızın benimsenen temel kabulü. Yine bu temel kabule göre Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesiyle hilafet makamı Abbasilerden Osmanlılara geçmiş oluyor.

Halife; ardından gelen, sonra olan, vekil olan demek. Half arka, ard; kalfa da aynı kökten.

Bilindiği gibi ilk hilafet tartışması, Hz. Muhammed’in ölümünden 20 yıl kadar sonra, Hz. Ali ile Muaviye arasında çıkıyor ve İslam dünyasında çift başlılık, çelişki, savaşlar ve suikastlerle çözülene kadar devam ediyor. İlk iç savaştan yaklaşık 30 yıl kadar sonra ise, Abdullah b. Zubeyr, halife I. Yezid’e biat etmeyerek kendi hilafetini ilan ediyor. Emevi hilafetinin devrildiği 8. yüzyıl ortasına kadar çift başlılık görülmese de, iç karışıklıklar devam ediyor. Abbasi hilafeti döneminde de dünyanın farklı bölgelerinde hilafet iddiasını sürdüren hükümdarlar var. İspanya’da Endülüs Emevi hilafeti 756’da, Mısır ve civarında Fatımî hilafeti 909’da, Fas dolaylarında Muvahhidî hilafeti 1147’de kuruluyor. 1258’de Bağdad Moğollar tarafından işgal edilince, Memluklar Kahire’de sadece dini işlerle ilgilenmek üzere bir ‘Abbasi hilafeti’ tesis ediyorlar (İslam’da din ile devlet işlerinin ayrılamayacağı tezine somut bir karşı örnek olarak 300 yıl kadar yaşıyor).

Halife ünvanı Yavuz’dan çok önce, Yıldırım Bayezid ve Fatih Sultan Mehmed gibi Osmanlı hükümdarları tarafından kullanılan bir ünvandı; yani Mısır’ın fethiyle ilgisi yok. 18. yüzyılda Endonezya’da Yogyakarta devletinin sultanı da, 19. yüzyılda batı Afrika’da Sokoto devleti başkanları da, Fas sultanı da halife unvanını kullanıyorlar. Bugün hala Fas sultanları (hala tahtta olan 6. Muhammed de dahil) emir-ul mu’minîn unvanını kullanmaya devam eder.

***

Yavuz Sultan Selim’in son Abbasi halifesi 3. Mütevekkil-billah’tan hilafeti aldığı iddiası bir efsaneden ibarettir. Mısır’ın fethinden sonra Mütvekkil Yavuz ile birlikte İstanbul’a gelmiş ve burada üç yıl kadar yaşamış, Yavuz’un 1520’de ölmesi üzerine Mısır’a dönmüştür. 1543 yılındaki ölümüne kadar da halife ünvanını kullanmaya devam etmiştir. Hilafetin Mütevekkil’den alındığına dair dönemin fetihname veya ruznamelerinde tek bir kayıt bile yoktur. Hilafet transferine dair delil olarak ortaya sunulabilecek olan tek dayanak, Yavuz’un kullandığı hadim-i haremeyn-i şerifeyn (iki kutsal bölgenin hizmetkarı) ünvanının da hilafetle bir ilgisi yoktu. Bu ünvan, bugün hala Suudi kralları tarafından da kullanılmaktadır fakat Suudi krallarının hilafet gibi bir iddiası yoktur.

Burada bir hususu aydınlatmak lazım; hilafet derken, kendi hükümranlık alanını aşarak, bir devlet başkanının, dünyadaki bütün Müslümanları ilgilendiren dini ve/ya siyasi bir otorite olmasını kastediyoruz.

Halifeliğin resmi bir metinde ilk kullanılışı 1774 Küçük Kaynarca anlaşmasıdır. Osmanlı devleti, altı yıl süren savaş sonucunda Rusya’ya kuzey Kafkasya’da önemli toprakları ve Moldavya’yı kaybetmiş, Kırım Hanlığı’nın bağımsız bir devlet olmasını kabul etmiştir. Ancak, siyasi olarak Kırım Hanlığı bağımsız olurken, Osmanlı sultanının Kırım Müslümanları üzerinde dini otoritesi devam edecektir. Buna karşılık, Rusya da, Osmanlı tebaası olan Ortodoks Hristiyanların hamisi olacaktır. Osmanlı sultanlarının aynı zamanda Müslümanların halifesi olduğu tezi, bu noktada ortaya çıkar. İlginçtir, Yavuz’un Mısır seferiyle hilafeti Abbasilerden aldığı tezinin ilk kez işlendiği eser de, anlaşmadan 14 yıl sonra yayınlanan Muradja d’Ohsson’un (Murad Osunyan) Tableau Général de l’empire Othoman isimli eseridir. Öz olarak, güncel ve siyasi bir ihtiyaca el çabukluğuyla tarihten bir tez tedarik edilmeye çalışılmıştır ki çokça rastlanan bir insan davranışıdır.

19. yüzyılın ilk yarısında hilafet meselesi pek hatırlanmaz. Fakat Rusya’nın Orta Asya hanlıklarını, İngiltere’nin Hindistan’ı ve Fransa’nın Mağrib bölgesini işgal etmesiyle hilafet meselesi yeniden hatırlanır. Osmanlı sultanı yeryüzünde o tarihlerde ayakta kalabilmiş tek Müslüman hükümdardır. 1860’lardan itibaren Orta Asya ve Hindistan’da Osmanlı sultanı adına hutbe okunmaya başlanır ki, tarihte hilafetin birkaç göstergesinden biri sayılmıştır. 2. Abdulhamid hilafet propagandasına büyük önem vermiş, rakip devletlere karşı diplomatik ve stratejik bir silah olarak kullanılabileceğini düşünmüştür. 1. Dünya Savaşında Almanların da teşvikiyle Sultan Reşad, halife sıfatıyla İtilaf Devletleri’ne karşı cihad-ı ekber ilan etmiştir. Burada düşman devletlerin topraklarında iç karışıklıklar çıkması umulmuş, fakat fayda sağlanamamıştır. Hatta aksine, özellikle Hicaz ve Filistin bölgesindeki Araplar Osmanlı’ya karşı ayaklanmış ve cihad ilan edilen İngilizler’den destek aramışlardır. İlginç bir noktadır ki, 1914’te Osmanlı sultanının cihad ilanına karşılık olarak İngilizler peygamber soyundan gelen Mekke şerifi Hüseyin’e hilafet teklif etmiş, fakat Hüseyin kabul etmemiştir. Savaşın son yılı olan 1918’de bu sefer Hüseyin hilafet ilan etmek istemiş, fakat İngilizler tarafından engellenmiştir. Nihayet Milli Mücadele sırasında Mustafa Kemal, İngilizlere karşı İslam kartını diplomatik bir ustalıkla oynamıştır. 1924 yılına gelindiğindeyse hilafetin ülke politikasında bir muhalefet odağı potansiyeli taşıdığı düşüncesiyle TBMM tarafından ilga edilmiştir.

Görüldüğü gibi hilafet, köhnemiş bir kurum olmaktan ziyade güncel politikada kendisinden meded umulan bir diplomatik manevra aracıdır. Anlamı, dini olmaktan ziyade stratejiktir fakat işe yaramamıştır.

1926 yılında Kahire’de hilafetin canlandırılması için bir konferans toplanmak istenmiş, fakat Müslüman toplumların ilgisizliği ve katılım eksikliği sebebiyle bir sonuca ulaşamamıştır.

***

Hem teoride hilafetin Müslüman toplumun siyasi ve hukuki lideri olmaktan öte bir anlamı olmadığı bilinmektedir; hem de pratik bunu göstermiştir. Sünni fıkıh teorisinde, Kureyş kabilesi soyundan olmanın devlet başkanlığı (hilafet) için gerekli olup olmadığı tartışılmış bir konudur. Şii fıkıh teorisinde ise imamın muhakkak Hz. Muhammed’in soyundan olması şarttır. En geniş anlamda Şia, Hz. Muhammed’e kadar uzanan soy şeceresine sahip bir imama itaati, imanın esaslarından biri olarak görür. İhtilaf, sadece kişi üzerindedir.

***

Hilafet makamını Papalık ile karşılaştırmak mümkün değildir. Dünyadaki bütün Katoliklerin (Hristiyanların değil, Katoliklerin) ruhani lideri olarak Papa’nın müminler nezdinde siyasi bir otoritesi yoktur. Her ne kadar tarihte dönem dönem birden fazla papa bulunmuş olsa da, yaklaşık bin yıldır papanın seçilme metodu, seçici kurumların oluşumu gibi seçim mekanizmaları oturmuştur. Ayrıca, Katolik kilisesi hayli kurumsallaşmış yapısıyla Müslüman toplumlardaki dini organizasyon kabiliyetinden önemli ölçüde farklılık gösterir. İslam tarihinde Katolik kilisesinin kurumsallaşma seviyesiyle karşılaştırılabilecek bir yapı, en azından Sünni dünyada görülmemiştir.

Uzun ve karmaşık bir tarihi sürecin ürünü olarak Britanya hükümdarı ünvan olarak Anglikan Kilisesi’nin başıdır. Sembolik olmaktan öte bir anlam taşımaz; aynı akideyi paylaşan diğer kiliseler de, teşkilatlarında tamamen özerktirler.

Danimarka Kilisesi’nin ‘üstün otoritesi’, Danimarka hükümdarıdır (şu anda II. Margrethe); fakat kilisenin başı değildir. Danimarka parlamentosu, Danimarka Kilisesi’nin yasama organıdır, yani fetva ve ictihad makamıdır. Danimarka anayasasının 4. maddesine göre “Evanjelik Luteryan Kilisesi, Danimarka’nın müesses kilisesidir ve bundan dolayı devletçe desteklenir”. Yine anayasanın 2. Bölüm’ündeki 6. maddeye göre “Hükümdar Evanjelik Luteryan Kilisesi’nin mensubu olmak zorundadır”. 1848 anayasasına göre Danimarka kilisesi, “Danimarka halkının” kilisesidir; yani ulus-aşırı bir teşkilatı ve iddiası yoktur.

Norveç anayasasının 4. maddesine göre “Hükümdar, Evanjelik-Luteryan inancına sahip olmalıdır”. 16. madde din özgürlüğünü garanti altına aldıktan sonra, Norveç Kilisesi’nin “Evanjelik-Luteryan bir kilise olduğunu, Norveç’in kilisesi olarak kalacağını ve bu yüzden devletçe destekleneceğini” belirtir. Maddenin devamında bütün dini grupların da aynı şekilde destekleneceği temin edilir. 1997 ve 2012 yılında yapılan değişikliklerle kilise iç işlerinde nisbeten özerklik kazanmış, mesela bazı kilise görevlilerinin tayin edilmesine dair yetki hükumetten kiliseye devredilmiştir. Fakat kilise görevlileri kamu hizmetlisi (devlet memuru) sayılmaya devam etmiştir. Sosyalist Sol Parti’nin kilise ile devleti tamamen ayırma yönlü itirazlarına rağmen İşçi Partisi ile Merkez Parti’nin anlaşması sonucu Norveç Kilisesi hala resmi devlet kilisesidir. Danimarka kilisesinde olduğu gibi Norveç Kilisesi de milli bir kilisedir ve ulus-aşırı bir teşkilatlanması ve iddiası yoktur.

Dini otorite ile siyasi otorite arasında farklı türde karmaşık ilişkilere Tibet, Bhutan, İran gibi ülkelerden de örnek verilebilir. Şüphesiz ilginç, fakat konuyu daha fazla uzatmamak için kesmek gerek.

Özet olarak söylenen şu: Hilafet meselesi 18 ve 19. yüzyılların, yani modern çağların uluslararası siyasi ilişkiler ortamında ortaya çıkmıştır. Dini bir meseleden ziyade diplomatik ve politik bir meseledir. Şanlı tarihimizden veya geleneğimizden gelen bir kurum olmadığı gibi ortaçağ zihniyetinin de bir ürünü değildir.

İslam fıkhının sonsuz dolambaçlı labirentlerinde hilafete dair tartışmalar var olsa da, modern ulus-devlet kavramının olmadığı çağların ürünüdürler. Bugün dünyadaki bütün Müslümanları ilgilendiren bir siyasi ve/ya dini otorite kurmanın pratikte imkansızlığı bir yana dursun, böyle bir şeye niyetlenilse bile işin teorik ve kurumsal yapısı eksik değil; tamamen boştur. Bu boşluk bir şekilde doldurulsa bile, ortada çok daha büyük bir açmaz vardır: Danimarka, Norveç, İngiltere gibi ülkeler şeklen laik değildir. Hatta bu ülkeler hilafet kurumunun muadili olabilecek kurumların var olduğu rejimlere sahip. Fakat bu ülkelerdeki din kaynaklı toplumsal baskı ve cehalet ile şeklen laik olan mesela Türkiye’deki durumu karşılaştırmak imkansız. Öyleyse mesele, herhangi bir türden kuruma sahip olmaktan ziyade, dünya Müslümanlarının, modern dünyada, bu dünyanın gerçekleriyle (mesela kadın piskopos, kilisede hemcins evliliği, okullarda biyoloji müfredatı ve evrim, dinsizlerin hakları, kutsal metin ve kişilerin eleştirisi vd.) nasıl ve ne kadar yüzleşebildikleridir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s