Zenciler Mahkeme Salonuna Bakarken

5 Ağustos 2013, Radikal

Oyun teorisinde üçlü duello oyunu vardır: Hedefe isabet oranları farklı olan üç kişi, sırasıyla, her seferinde ateş edecektir ve en son sağ kalan oyunu kazanır. İlk ateş edecek olanın en zayıf silahşör olduğu durumda, yapılacak matematiksel analizin sonucunda ortaya çıkan netice, en zayıf silahşörün havaya ateş açmasının en akıllıca strateji olduğudur. En zayıf silahşör havaya ateş açacak; ve Birgün’ün tabiriyle diğer iki daha güçlü silahşörün “birbirini yemesi”ni bekleyecektir.

Hukuk açısından: Bu davada haksızlıklar yapılmıştır. Siyasi olarak: Muhafazakar cumhuriyet, Kemalist cumhuriyeti yargılamaktadır ve bunda ne sevinecek ne de üzülecek bir taraf vardır. Tam da aynen Kemalist cumhuriyetin Hıyanet-ı Vataniyye ile, Şeyh Said davasının ertesinde Takrir-i Sükûn ile, İzmir suikasdinde sosyalistinden liberaline, İttihatçısından saltanatçısına, cumhuriyetçisinden bihaberine bilcümle muhalifi bir torbaya sıkıştırıp yargılaması gibi; bugün Silivri’de bir torba dolusu insan yargılanmıştır. Bu bir geçmişle hesaplaşma değildir; ne 90’larda Kürdistan’da, ölüm üçgeninde devlet katliamlarının, ne 12 Eylül’ün, ne AKP iktidarı boyunca işlenen cinayetlerin hesabı sorulmuştur. Bu, muhafazakar Cumhuriyetin, Kemalist cumhuriyetin radikal unsurlarını, vurucu gücünü tasfiyesidir.

Akıl ve vicdan sahibi kimse, İlker Başbuğ veya Veli Küçük müebbed hapis cezası aldı diye karalar bağlayacak değildir. Akıl ve vicdan sahibi kimse, savcılık makamında oturan AKP diye, Veli Küçük veya İlker Başbuğ’un masum olduğunu iddia edecek değildir. Tam da bu hakkın teslimi aklın ve vicdanın borcu olduğu için, Mehmet Ağar’ın, Muammer Güler’in niçin dışarıda olduğunu sorma vaktidir.

Asıl zulüm, bu dava boyunca haksızlıklara maruz kalanlara değil, belki onlardan çok, gerçek bir hesaplaşma umudunun yarım bırakışlar yüzünden yitirilmesindedir. Bu haksızlıklar yüzünden gerçek bir hesaplaşma umudunun gölgelenmesindedir. Yemek hayal ettiğinde aç insanın ağzı sulanır; fakat karnı doymaz.

Bu her iki cumhuriyet biçimi de, Ece Ayhan’ın tabiriyle “emlak cumhuriyeti”nin iki farklı yüzüdür; düşman kardeşlerdir, biribirlerinin ayna görüntüsüdür. Her ikisi de bir diğeri hakkında söylediklerinde, baştan sona haklıdır. Emlak cumhuriyetini oluşturan bileşenler, muhafazakar ve Kemalist cumhuriyette aynıyle mevcutturlar; sadece bazı bileşenlerin oranı birinden diğerine biraz değişmektedir.

En nihayetinde “bunlar beyazların iç işleridir; biz zencileri ilgilendirmez.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s