Darbe ve Sandık

16 Temmuz 2013, Radikal

Demokrasi amentüsünün yeni esaslarından biri “Darbenin iyisi olmaz”, “Ya darbe ya seçim”, “Halktan yana darbe olmaz”. Öyle coşkulu bir iman ki, incelikli düşüncelerden hiç hoşlanmayan entelektüellerin (evet çelişkinin dibidir) yüzüne “ama” demeyin. Derdimiz başkaysa bağırıp çağırmaya devam edebiliriz; ama fikir üretilecekse, düşünelim:

M.Ö. 6. yüzyılda Brutus (yok Sezar’ı öldüren değil), Roma kralını darbe ile devirdi ve Roma’yı cumhuriyete dönüştürdü; kimsenin burnu kanamadı. Yaptığı ilk iş bütün vatandaşlardan bir daha kimsenin Roma’ya kral olmasına izin vermemek üzere yemin almak oldu. 1891’de Brezilya’da Fonseca’nın liderliğindeki darbe ile Brezilya kralı tahttan indirildi ve cumhuriyet ilan edildi. Fonseca meclisi dağıtıp kendisini diktatör ilan etmeye kalktı; donanma ayaklanınca istifa etti. 1910’da cumhuriyetçiler darbe yaptı ve 1. Portekiz Cumhuriyetini ilan etti. 25 Nisan 1974 günü Lizbon’da darbe yapan askerler, ülkeyi Salazarcı Yeni Devlet diktatörlüğünden ve sömürgecilik belasından kurtardılar. Tarihe bu olay Karanfil Devrimi diye geçti; tek kişinin burnu kanamadı.

Bu örnekleri verince darbeci, postal yalayıcısı olunacağı muhakkak. Yukarıda bir kısmını saydığım hadiseleri ben meydana getirmedim; tarihin bir döneminde olmuş ve bitmiş şeyler. Öyleyse önümüzde üç yol var: Ya bunları dile getireni aşağılayacağız, ya bunlar yokmuş gibi davranacağız, ya da “iyi darbe olmaz” hükmünü gözden geçireceğiz. Çünkü mantık der ki, genel bir hüküm konduğunda, tek bir karşı örnek, hükmü geçersiz kılar. İlk iki yolsa Türkiye’nin hakim ‘eleştiri’ tarzi.

Saçmalamayalım; hayırlı sonuçları olan darbeler vardır demek bütün darbeler iyidir demek değildir.

Şu an dünyada 13 lider darbe sonucu iktidara gelmiş (evet Adli Mansur’u da sayıyorum); bunlardan biri de Erdoğan için “Allah’ın Aslanı” diyen Ömer el-Beşir; soykırım suçlusu. Not edelim.

Siyaset Bilimine Giriş

Roma’dan beri formüle edilmiş bir şey; idare veya devlet dediğin şey, şiddet tekelini elinde bulundurmaktır. Yani ben seni döversem suçtur; devlet beni döverse bunun adı hukuk olur. Fakat üstad Gramsci işin bu kadar kaba olmadığını, rıza kavramının en az şiddet kadar önemli olduğunu söyledi. Devlet, sadece şiddet değil, aynı zamanda rıza da üretmeye çalışır; en azından isyana engel olacak kadar katlanma hali.

Bu rıza ilişkisi yok olursa, o zaman isyan bir hak, bazen de bir görev olur. İster Çin’e git Tianming’i bulursun, ister İslam’a git “Allah’a itaat etmeyene itaat edilmez”i, “Kılıçlarımızla düzeltiriz”i bulursun; ister Avrupa ortaçağına git jus resistendi’yi bulursun. Biat dediğin de bu rıza beyanının adıdır zaten.

Demokrasi dediğin şey seçimden ibaret değildir. Durun, vurmayın, anlatacağım.

Demokrasinin üzerinde mutabakata varılmış bir tanımı yok. Fakat eşitlik, özgürlük gibi felsefi kavramları geçersek, somut olarak belirgin vasfı vatandaşların yasama sürecine eşit şekilde katılması ve kanun önünde eşit olması demek. Yani yasama ve yürütme organının serbest seçimle belirlenmesi. Fakat insanların bir şeye karar verirken motivasyonları her zaman değişiktir; önyargılar ve cehalet de büyük rol oynayabilir. Bugün halkın çoğunluğu üniversiteye başörtülü girilebilmesinden yana; ama yarın iş değişebilir. Dün ve bugün halkın büyük kısmı eşcinselliğin yasaklanmasına taraftar olabilir. Öyleyse, yasa koyucunun, arkasında ne kadar halk desteği olursa olsun dokunamayacağı bazı şeyler olmalı; hayat hakkı, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, din ve vicdan hürriyeti gibi.

Demokrasinin ilk amacı bölücülüktür. Ortaya oy çokluğuyla büyük bir güç çıkmasın, “Halk böyle istiyor” diyen bir manyak kafasına eseni yapamasın diye o gücü daha ortaya çıkmadan bölmeye çalışır. Partiler bunun için vardır; adı üstünde böler. Eleştiri özgürlüğü vardır ki Cem Yılmaz’ın karşısına Ata Demirer’i koyasın; Fethullah Gülen’in karşısına Cüppeli Ahmet’i koyabilesin. Yarın bir gün havaya girip “Mizah benim dediğimdir” veya “Din benim dediğimi emrediyor” dediğinde “ama öteki öyle demiyor” diyebilesin.

İnsan haklarının olmadığı bir sandık, bir demokrasi müsameresi bu yüzden yarım değil tehlikeli bir iştir. Kitleleri peşinden sürükleyebilen, heyecanları, nefretleri, umutları tahrik edebilen birisi çok vahim sonuçlara sebeb olabilir. “Halk ne derse o”nun doğru olmadığını cümle âlem Hitler ile gördü.  Dünyada seçim olmayan ülkeler çok az; Eritre, Brunei, Katar, Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti, Suudi Arabistan ve Vatikan. Seçim yapıyor olmak marfiet değil; sandık imal edecek teknolojiye ulaşmış olmak ve sonuçları sayabilecek kadar matematik bilmek yeterli. 1931 yılında Türkiye’de, 2010 yılında Mısır’da da seçimler yapılıyordu.

Anarşizm otoritenin kirli bir şey olduğunu söyler; bu yüzden de bütün otoriteleri ilga etmek ister. Hani İslam’da mal kirlidir; zekat da temizlemek demek ya. Öte taraftan da “ama birilerinin de yönetiyor olması lazım; başka türlü olmaz ki” denebilir; belki hakikaten de öyledir. Madem engelleyemiyoruz ve kaçınamıyoruz; öyleyse sınırlandıralım, gücüne bakıp da kimsenin insan olduğunu unutmasın.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s