Mehdiyi Beklerken

9 Mart 2014, Radikal
Ergenekon mahkeme sonucu hakkındaki “Zenciler Mahkeme Salonuna Bakarken” yazısını, Jenet’den alıntıyla, tevriye ve tariz ederek “bunlar beyazların iç işleridir, biz zencileri ilgilendirmez” diye bitirmiştim. Saray entrikalarında köylüleri ilgilendiren iki şey vardır: Biri yılgınlık, biri umuda dair… Ortaya saçılan pisliklerle, bir sokak köpeği gibi bir müddet oyalanır, eğlenir ve günlük gıdalarını alarak yollarına devam ederler. Ortaya saçılan pislikler, bulaşıcı hastalıklara davetiyedir amenna yalnız Ruşen Çakır yanılıyor (http://www.rusencakir.com/Cemaat-ve-hukumet-birlikte-batiyor-Turkiyeyi-de-batiriyorlar/2533).
Köylüler Alevidir; teolojik tartışmaların karanlık dehlizlerinde dolaşamazlar. İrin dışa akıyor ve kulağı kirişte, her gece evin kapısına çıkıp Mehdi bekleyen Alevi gibi her hadiseden umut devşirenler, başka türlü de yaşayamayacaklar için buradan bir yol açılır: O yol şaha mı gider bilinmez ama, yer yüzünde hiçbir şey yoktur ki bilinmesi bilinmemesinden evla olmasın.
İrin içe de akıyor; nicedir Türkiye ahalisi için artık yerin altı üstünden hayırlıysa, edilebilecek tek dua Allah’ın bu ülkeyi hâk ile yeksan edip helak etmesi ve yerden ot bitirir gibi yeni insanlar ve yeni bir ülke bitirmesiyse, irinin içe aktığına dair bir şübhe yoktur. Hâlâ arş başımıza çökmedi, yer iki şakk yarılmadıysa, hâlâ ayak üstü durup nefes alabiliyorsak, bir mucizeyi yaşıyoruz demektir. Öyleyse, umuda dair konuşmak da hakkımız.
Saray entrikaları topluma iyilik olsun diye çıkmazlar. Yağmur gibi, deprem gibi, güneş gibi iyilik veya kötülük gibi bir dertleri yoktur; basitçe olurlar. Siyaset de, aynen oyun teorisinin oyunu tarif etmesi gibi, tarafların niyet ve kasıtları tarafından şekillendirilen fakat onlardan bağımsız olarak gelişen, yani kimsenin tam olarak belirleyemediği ve hakim olamadığı şeyin adıdır.
Hep birlikte batmıyoruz; daha fazla batmanın mümkün olmadığını idrak ediyoruz. Suyun dibini boylamış adamın tek bir saniyesi vardır ve bütün hayatı o tek saniyeden ibarettir: Ya var gücüyle, son bir hamleyle, can havliyle topuğunu suyun dibine vuracak ve yüzeye çıkıp yaşayacaktır yahut bir saniye daha gecikip, kararsız kalıp, ümitsizliğe düşüp bekleyecektir ve damarları patlayarak geberip gidecektir.
Kurtuluş, verili şartların içinden, hadi entellik yapalım paradigma içinden çıkmaz. Kurtuluş, “sürec”in hedefi veya sonucu olarak belirmez. Tam tersine, eğer varsa, süreçle tam bir kopuş noktasının varlığı ümidindedir. Yani ki artık peygamber gelmeyecektir, kehanet yasaklanmıştır; ümidimiz Mehdidedir. Mehdi dediysem, pavyon kadınlarıyla fingirdeyen kart zamparadan değil, Walter Benjamin’den bahsediyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s